Fotoğrafçılığın tarihiyle başlayalım...

Fotoğrafçılığın incelikleri, dünü, bugünü yarını..
Cevapla
kadirşinas_87
Yeni Üye
Mesajlar: 16
Kayıt: 31 Eki 2006, 20:27
Konum: Kocaeli

Fotoğrafçılığın tarihiyle başlayalım...

Mesaj gönderen kadirşinas_87 » 31 Eki 2006, 22:18

Evet arkadaşlar.Elimden geldiğince sizlere fotoğraf konusunda bilgiler vermeye çalışacağım ve bundan sonra deklanşöre basarken daha çok düşüneceksiniz:))


M.Ö. 384-322 yılında Aristo , herhangi bir delikten bakarak güneşin ya da ayın resmini muhafaza etme olanağından söz ederken Arap Alhazen de (965-1038) karanlık oda hakkında bilgi vererek ; herhangi bir görüntünün kutudaki delikten geçerek karşı duvara ters olarak düştüğünü söylüyordu.

Daha sonraları , rönesansın ünlü ve çok yönlü üstadı Leonardo Da Vinci (1452-1519) el yazmalarında siyah oda sorununa temas ettigi görülür .

Çağdaşlarından Albert Dürer gibi o da karanlık odayı , nesnelerin tam bir perspektifini çizebilmek için kullanılabilecek bir aygit olarak görüyordu . 1550 yılında , Jerome Cardan karanlık odadaki küçük deliğe cam bir disk yerleştirdi .

16.yüzyılın ortalarindan itibaren karanlık oda biliniyordu artık . Bugün o zamandan kalma sayısız açıklamalara rastlanmaktadır . 1650'den sonra karanlık odanın hacmi ufaldı ve taşınabilir bir duruma geldi , ayrıca , odak uzaklıkları farklı mercekler sayesinde resim , yağlı bir kağıda yansıtılabiliyordu .

Işığın duyarlı bir yüzey üzerindeki etkisinin insan zihnini kurcalaması , belki de ortaçag simyacılarına kadar uzanır . 17.yüzyılda gümüş nitrat biliniyor fakat ışığın bu maddeler üzerindeki tesiri bilinmiyordu . Bu sorun ilk kez , 1694 yılında Wilhelm Homberg'in , Paris kraliyet akademisine , nitrik aside batırılmış öküz kemiğinin gümüş eriyine batırılıp ışığa maruz bırakılınca karardığını açıklamasıyla bilimsel olarak ele alındı .

Ilk önemli çalışmalar Johan Heinrich Schulse'la başlamaktadır (1687-1774) . Nuremberg yakınında Altdorf Üniversite'sinde anatomi profesörü olan bu zat bir şişeye tebeşir , gümüş ve nitrik asit doldurup sallayınca bu karışımın ışığa gelen yanının karardığını görmüş ve bu kararan maddeye scotophore yani karanlıkları getiren adını takmıştır .

Thomas Wedgwood , bir kağıdı ya da beyaz bir meşin parçasını gümüş nitrat eriyine batırıyor , üzerine de yarı saydam bir resim koyarak ışığın etkisiyle yeni bir resim elde ediyordu . Ancak , bu elde edilen resime bir şamdan ışığında bakılıyordu . Aksi halde gün ışığı bu resmi karartıyor ve yok ediyordu .

Wedgwood'un dostu Humphry Davy 1802 yılında Büyük Britanya kraliyet kurumu gazetesinde bir deneme yayınladı . Bu denemede , cam üstünde çizilmiş tabloları kopya etmek ve ışığın gümüş nitrat üzerindeki etkisiyle bu tabloların resmini elde etmek için gerekli metodlar ele alınıyordu . Işığa duyarlı yüzey , resmin tespiti gibi fotoğrafçılık için gerekli olan tüm unsurlar yanyana gelmişti artık , ancak ne varki Wedgwood 1805 yılında hastalanarak öldü .

Olağanüstü ya da en azından garip olarak nitelendirilecek ama , Wedgwood'un çalışmaları , farklı dergilerde yayınlanmış olmalarına rağmen , Niepce , Daguerre , Talbot , Bayard gibi dört büyüklerce biliniyordu . 18.yüzyılın sonu ve 19.yüzyılın ilk yarısı teknik buluşlar bakımından çok zengindi . Kok , aydınlatma gazı , hidrolik baskı makinesi , buharlı gemi , dokumacılık , elektrikle ilgili yeni buluşlar , demiryolu ve nihayet fotoğrafçılık ; tüm bu buluşlar insan varoluşunu allak bullak etmişti . İnsan derisini bronzlaştıran , meyveleri olgunlaştıran güneş ışınları , yepyeni bir buluşta bilimsel güç kazanıyordu . Çağların yoğurduğu bir düş , insanoğlunun kabına sığamadığı aydınlık bir çağda Fransız fizikçisi Joseph Nicephore Niepce'le en belirgin şeklini alarak buluş haline geliyordu .

Fransız devriminde subaylık yapmış olan Niepce , evinde motorlar , renk veren maddeler , pancar şekeri gibi şeyler üzerinde bilimsel deneyler yapıyordu . Joseph bu çalışmalarında istidatlı bir desinatör oğlu İsidore'dan çok istifade ediyordu . Ancak , 1814 yılında İsidore'nin Louis XVII'nin muhafız birliğine girmesiyle bu yardımcısından mahrum kalınca gravürleri , duyarlı bir maddeye batırılmış satıh üzerine ışık vererek kopya etme fikri geldi aklına . Böylece , 1816'dan itibaren gümüş klorürlü kağıt üzerinde gerçek fotoğraflar elde edildi .

Niepce , kardeşi Claude'a yazdığı mektuplarda çalışmalarının sonunda negatifler elde ettiğini söyleyerek şöyle yakınıyordu << Öngördüğüm şey başıma geldi , zemin siyah , nesneler de beyaz çıktı , yani anlıyacağın ön kısım zeminden çok daha aydınlık . >> Niepce bir süre sonra gümüş tuzları bırakarak doğrudan doğruya pozitif maddelere el attı . 1822 yılında Judee ziftini bir cam levha üzerine döktü . Birkaç deneyden sonra karanlık odada gravürler elde etmeyi başardı . Bu resimlerden hazırmasa bilinen ilk fotoğraftır . Bu fotoğraf 1892 yılında kaybolmuştur . Bir diğeride 1824 yılında çekilmiş ve Chanon penceresinden gözüken manzara adını almıştır .

1826 yılında hemen hemen iflas etmiş bulunan Niepce , Louis Jacques Mande Daguerre ile tanıştı . Canlı manzaralar ve ışık oyunları tiyatrosunun sahibi olan bu zat dekoratör bir ressamdı . Daguerre karanlık oda vasıtasıyla gözü yanıltan ve gerçeğe çok yakın tablolar elde etmeyi başarıyordu . Niepce'nin elde ettiği başarılarla yakından ilgilenen Daguerre 1829 yılının 14 aralığında onunla birleşti . Birlikte çalışmaya başladıktan 4 yıl sonra Niepce , öldü . Daguerre yalnız kalınca araştırmalarına büyük bir gizlilik içinde devam etti . Israrla gümüş iyonür yöntemi üzerinde duruyordu . Daguerrotype'da (kendisi tarafından icat edilen fotoğraf makinesi) cilalı ve iyotlu bir gümüşle bakır levha kullanılıyordu . Karanlık odadaki beklemeden sonra , levha ısıtılmış civa buharına maruz bırakılıyordu . Civa madeni gümüşle karışarak gizli resmi meydana getiriyor ve sonunda resim , altın sarısı bir zemin üzerinde güzel bir siyahla belirleniyordu , bu altın sarısı zemin etkilenmemiş gümüş iyodürdü .

Gümüş iyodürü eritebilmek için Daguerre , mutfak tuzuyla hazırlanmış sıcak bir yıkama tatbik ediyordu . Daguerre , 1819 yılından beri hararetle tavsiye edilen ve bugün de tatbik edilen sodyum hiposülfitle resmi tespit yoluna gitmişti . Bencil bir kişiliğe sahip olan Daguerre , Niepce'ye borçlu olduğu şeyleri gayet iyi bilmesine rağmen yöntemini kendi adıyla ortaya koydu . Başlangıçta bu yöntemle kimsenin ilgilenmemesi üzerine Daguerre bilim akademisi daimi sekreteri François Arago'ya başvurdu . Akademinin 7 Ocak 1839 tarihli oturumunda Daguerre'nin buluşu büyük kabul gördü . Fransız parlamentosu buluşu satın almaya karar verdi ve 1839 yılının Haziran 15'inde , içişleri bakanı Tanneguy Duchatel kontu , Millet Meclisi'nde hazırlanmış özel bir seansla bu yeni buluşu açıkladı . İçişleri bakanı o gün aynen şu cümleleri kullandı ; ' Fransa , ülkemizin onur duyduğu en mükemmel buluşlardan birini dünyaya hediye etme şerefini yabancı milletlere bırakmak istenmemektedir .

Ancak ne varki Daguerre'le akademiye , oradan da parlamentoya giren bu büyük buluşu Fransızlara ve Daguerre'e maletmek büyük bir yanılgı olurdu . Fotoğrafçılık farklı milletlerden sayısız kişinin ortak buluşu idi . Bu devrin L'illustration adlı gazetesinin kolleksiyonlarına göz atacak olursak yalnızca Daguerre adının debdebeli bir biçimde ortaya atıldığını görürüz . 1852 yılında Dauerre öldü . Onun , arkadaşı Niepce'ye karşı gösterdiği değerbilmezliği Fransız hükümeti , bir dereceye kadar hafifletmek istercesine , Niepce'nin oğlu İsidor'a ömür boyu aylık bağladı .

Daguerrotype ortaya çıkar çıkmaz muazzam bir kabul gördü . Aygıtın piyasaya çıkmasından birkaç hafta sonra , yapımcılar durmadan malzeme satmaya başladılar . Şimdi artık sayısız Daguerrotypeler türemişti , ayrıca poz verme süreside 10-15 dakikadan birkaç saniyeye düşmüştü . Bu akıllara durgunluk veren aygıt özellikle Amerika'da doğudan batıya doğru büyük bir hızla ilerlemeye başladı . Bu arada İngiltere , Fox Talbot ve Calotype sayesinde kağıt üzerinde yapılabilecek bir basım yöntemini geliştirmeye başladı . David Octavius Hill , Adamson'la birlikte ikiyüz kişinin resminden meydana gelen kocaman bir fotoğraf-tablo hazırladılar . David Octavius Hill çok namli bir portre fotoğrafçısı olarak ün yaptı . Aydınlanma , gölge ve ışık ayarlamasında gösterdiği ustalıkla ün kazanan eserleri 140 yıl sonra bile değerini yitirmemiştir .

1846 yılından itibaren kağıt üzerindeki negatif-pozitif yöntemi tamamen daguerrotype'ın yerini almıştı . Blanquet Edward , Legray , yazar Maxime Du Camp , Negre gibileri kağıt üzerindeki büyük sayıda klişe elde ettiler . Bu klişeler , tuzlu kağıda , yani gümüş klorürüne çekilmişti . 26 Ekim 1847 yılında kimyager Chevreuile , Fransız akademisine Niepce'nin kuzeni Abel Niepce de Saint Victor'u takdim etti . Bu zat albümli cam üzerinde negatifi bulmuştu . Daha sonraları Lagray colloidon yöntemini yerine oturttu . Lagray 20 saniyede gölgede olsa bile hatırı sayılır negatifler elde etti . Bu buluş Scott Acher tarafından geliştirildi . Colloidon tekniği son derece nazik bir teknikti . Plak , klişenin alınmasından hemen önce hazırlanmalı ve henüz nemli iken fotoğrafı çekmeliydi . Dışarıda yani açık havada , uzak noktaların fotoğrafını çekmek söz konusu olduğu zaman , fotoğrafçıyla asistanının plakaları hazırlamak ve develope etmek için ışık geçirmeyen bir çadır laboratuvarına gereksinmeleri vardı . Bu beceri istiyen işler istediği kadar karmaşık olsun yine de fotoğrafçıları yıldırmıyordu .

1830'a doğru portre fotoğrafçılığının devri başladı . Bunlar arasında Nadar , gerçek adıyla Gaspard Felix Tournachon en önemlisi idi . Bu fotoğrafçı eşine az rastlanılır bir portre koleksiyonu hazırlamıştı . Bu koleksiyondaki resimlerin esas değerini pozların basitliğinde ve yüz ifadelerindeki doğal görünümünde aramalı idi . Felix'in yanı sıra Parisli başka fotoğrafçılar da büyük rağbet gördüler . Bunlar arasında III.Napoleon'nun resmi fotoğrafçısı Pierre Petit'in önemli bir yeri bulunmaktadır .

1855 Taupenot'un çalışmalarından sonra kuru colloidonla ilgili bir yöntem sonucu birçok araştırıcı gümüş bromür ve jelatinden oluşan bir duyarkat üzerinde durdular . 1878'e doğru , Amerikalı' Charles E. Bennet olgunlaşma fenomenini bularak negatif plakaların , özellikle enstantaneler için yeterli bir hız sağlıyordu . Öyle ki , bu yöntemle fotoğraf makinesi artık rahatlıkla elde taşınabilir bir duruma gelmişti .

Nihayet 1888 yılında George Eastman'nin pelikülleri ticari bir madde haline getirmesiyle modern fotoğrafçılık doğmuş oldu . George Eastman fotoğraf makinesine K O D A K adını vermişti . Eastman ilk önce duyarlı kağıtlar , sonra da selüloid filmleri kullanıyordu . Artık insanoğlu mutlu ve mutsuz olayların gözlemcisi olabiliyordu ve en önemlisi , geçmiş zamanı olaylarıyla birlikte belli kesitlerle dondurabilip kalıcı kılabiliyordu . Belki de bu durum sonsuz yaşam isteminin teknik sahada ilk yansıması idi .

meriçnuray
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 117
Kayıt: 13 Eki 2006, 21:09
Konum: İzmir

Mesaj gönderen meriçnuray » 31 Eki 2006, 23:21

Bilgilerini bizimle paylaştığın için çok teşekkür ederim kuzen:)İleride dileklerine kavuşmanı temenni ediyorum ve sana güveniyorum.Bu işi çok güzel yapıyorsun.Hayatın boyunca başarılar canım:)

kadirşinas_87
Yeni Üye
Mesajlar: 16
Kayıt: 31 Eki 2006, 20:27
Konum: Kocaeli

Mesaj gönderen kadirşinas_87 » 01 Kas 2006, 00:02

Çok çok teşekkür ederim Nuray abla bu güzel dileklerin için:))

Cevapla
Disable